şehid Seyyid Kutub

Posted on Temmuz 20, 2007. Filed under: dava önderleri |

“…hani bazen insanın boğazı düğümlenir ve konuşamaz ya, bazen kelime-ler anlamsızlaşır, lugatlarda anlatılmak istenilenlere karşılık bulunamaz ya… işte o anlardan biriyle karşı karşıyayım.” Şehid Seyyid Kutub’u nasıl anlatacam hangi kelimeleri kullanacam bilmiyorum…

Bildiğiniz gibi benim işim sadece derlemek okuduğum kitaplardan işe yara bilgileri alıp size sunmak ancak bazen yinede kendi yorumlarımı da katıyorum inanın bunu isteyerek yapmıyorum birden parmak uçlarım bunları yazıya geçiriyor.

O nun bir davası vardı, davasına sunduğu bir canı ve kocaman bir yüreği vardı. Şehit Seyid Kutub kendini bulana kadar çeşitli hatalar yaptı ama bu hatalar O nu arayış yolunda yüceltti tam manasıyla olmasa da yürüyüşünde İbrahimi bir esinti ve İbrahimi bir arayış vardır. 1950′li yıllara yakın bir tarihte geçmişini kabul etmedi ama O nun kabul etmeyişi inkardan değil arayışı içinde geçirdiği daha doğrusu Allah’ın yardımıyla yaptığı yürek devrimiydi.

O artık bir ruh kazanmıştı, o ruh kendini öyle yücelmişti ki ortada sadece bir dava ve bir dava adamı kalmıştı… Ve davası uğruna şehit edilen bir can…

Seyyid Kutub ilerde tanıyacağı Hasan el-Benna’nın doğum yılı olan 1906 da Asyurt’a bağlı bir köyde dünyaya gelir. Küçük yaşlarda Kuranı ezberler. Lise tahsili için Kahire ye gider. Burada edebiyatçı kişiliği daha da gelişir. Edebiyat tarzı gelgitlerle doludur. O yıllarda yazdığı eserler bakınca kafasında çeşitli soru işaretleri olduğu anlaşılabilir. Lise bittiğinde Hasan el-Benna‘nın okuduğu Darul-Uluma gider. Kahire de okurken Muhammed Akad ile tanışır. Bu tanışma Seyid Kutub da tam olmasa da İslami bir kişiliğin oluşmasını sağlar. Bu kişilik değişimi Seyid Kutub’un İhvana katılmasıyla netleşir. Bunun en güzel kanıtı da oturmuş fikirleriyle yazdığı “İslam ‘da Sosyal Adalet” adlı kitabıdır. 1952 de İhvanın desteğiyle Kral Faruk devrilmiştir.

Bildiğimiz gibi Hasan el-Benna’nın isteği bir İslami devlet kurulmasıdır bu isteği o Şehid edildikten sonra İhvan tarafından da devam ettirilmiştir., ancak Hasan el-Benna da ki İslam devleti anlayışı Seyid Kutub ile beraber İslam devleti nasıl kurulmalıdır olarak değişmiştir. Seyid Kutub gerçek manada elini taşın altına sokmuş bir ümmetin devletsiz kaldığı bit zamanda bir devletin nasıl kurulması gerektiğini düşünmüş ve metotlaştırmıştır. O dinin temel unsurları değiştirilmeden bir an önce dini çağa uygun hale getirmek için çalışılmasını savunmuştur. Bu yenilikçi görüşe Hareke tül Fıkıh demiştir. O nun oluşturduğu Rabbani hareket metodundan kastettiği: gerçekçi, ciddi, dinamik, olumlu, aşamalı, davayı önceleyen, hedefi net,kolay ve tevekkül üzerine kurulmuş bir İslami harekettir.

Bu Rabbani metodu yani bir devletin nasıl kurulacağını kendi cümleleriyle şöyle anlatmıştır:

“Önce özel niteliklere sahip İslami bir cemaat oluşturulacaktır. İslam’a iman edilmesinden hemen ardından pratik,müşahhas, görünen, dinamik ve organik bir toplumun ortaya çıkması zorunludur. Canlı bir organizma olan cahileyeye karşı, ona denk canlı bir İslam toplumu çıkmak zorundadır. Yoksa her şey teoride kalmış olacaktır.(Berekat)

Böylesi bir cemaatin oluşumu aynı zamanda kaçınılmazdır. Çünkü bu din kendisine inanan üç kişi olduğunda şöyle demektedir: Şu anda sizler bir toplusunuz; bağımsız bir toplum. Bu akideyi kabul etmeyen cahil toplumdan farklı bir toplum. Bu akidenin temel değerlerinin egemen olmadığı toplumdan farklı bir toplum… İşte bu takdirde Müslüman toplum fiilen çıkmış demektir. Üç on,on yüz, yüz bin, bin on iki bin olacaktır. Böylelikle İslam toplumunun varlığı ortaya çıkacak ve kesinlikle kazanmış olacaktır. Fakat İslam akidesinin karakteri hiçbir kimsenin saklanmasına, gizlenmesine imkan vermemektedir. Böylesi bir toplumun hareket halinde olması kaçınılmazdır. Çünkü hareketlik onun akidesindendir, kanındandır, organik toplumun oluşumundadır… (Mealimu fi’t-Tarik ve Berekat)

Yeni topluluğun temel nitelikleri şunlar olacaktır: akide bağı etrafında toplanmak ve organik cemaat niteliği kazanmak. Zira ancak böyle bir cemaat büyük hedefleri gerçekleştirebilir,geniş çaplı ıslahatlar yapabilir. Fakat bu hedefe giderken esasa yönelmek ve ayrıntılara takılmamak gerekir…( Mealimu fi’t-Tarik ve Berekat)

Yeni topluluğun eğitim sistemi ve beslenme kaynakları tıpkı ilk Kuran neslinde olduğu gibi Kuran ve sünnet olacaktır. Cemaat insanlarını bu iki kaynakla yetiştirecektir…(Berekat)

İslami hareket cahiliyeyi ortadan kaldırıp İslam‘ı hakim kılmak için beyan ve hareket aşamalarını takip edecektir. Bunun anlamı şudur; yeni topluluk esastan(tevhid:lailaheillallah) başlayarak İslam‘ı açık bir şekilde topluma anlatır, tebliğ eder. Daha sonra cahiliyenin maddi gücüne denk bir güçle karşı koyar, fiilen hareke geçer. ( Mealimu fi’t-Tarik ve Berekat,Fizilal)

Zafere ulaşmak için sabırlı, dirençli, Allah ile daima bağlantılı, ihtilaf ve iç çekişmelerden uzak, sağlam karakterli olunacaktır. Dava, davetçiden önce gelecektir. Davanın menfaati adına Rabbani metottan uzaklaşılmayacaktır. Cahiliyeden koparak bağımsız olunacaktır…(Berekat)”

Seyyid Kutub‘un devletin felsefesi ne olmalıdır sorusuna cevabı: İslam şeriatına bağlılık, adalet ve şura olmuştur.

Seyyid Kutub analizleri için yıllarını vermiştir. çeşitli felsefi ve dini birikimlerden sonra bu coşkulu birikimini faaliyetçi söylemleriyle halkına anlatmıştır. Seyyid Kutub Kuran ve sünnetteki kesin hükümlere dokunulmadan. Bu ikisi dışında kalan ve İslam fıkhıyla ilgili her şeyin günün koşullarına göre aydınlatıcı bir biçimde yenileştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu savunuş ne kadar başka çevrelerce çok farklı biçimde yorumlanmışsa da bu faaliyetçi ruh halen bir çok ülke toprağında yaşıyor ve yaşayacaktır.

Seyyid Kutub halen dünyada ve Türkiye‘de çeşitli çevrelerce eleştirilmekte ve cemaatini peygamberi gibi ağır bir iftiraya maruz kalmaktadır. Ancak Seyid Kutub kendisine bu iftirayı atanlar gibi kabuğuna bürünmemiş ve davası için yaşamış ve o dava için Şehid olmuştur. Ve bu eleştirileri yapanlar O nu biraz tanıdıktan sonra dediklerine pişman olmuşlardır.

Seyyid Kutub özellikle en önemli eseri olan Fizilal’de Kuran ve sünnet ışığı altında bir müslümanın özelliklerini belirtmiş ve öylede yaşamıştır. Sonra İslami Etütler kitabı gibi bir çok kitabı ve yazısında müminlerin birleşmesi gerektiğini vurgulamıştır.

İhtilalden sonra Nasr, İhvanın İslami bir toplum isteğinin kabul edilemez olduğunu söylemiştir. Seyyid Kutub ihtilal lideri Cemal Abdunnasr’a düzenlenen suikast sonrası 1954′te hapse atılır. On beşi yıllık mahkumiyetinin on yılını akıl almaz işkencelerle geçirdikten sonra 1964′te serbest bırakılır. Ama bundan kısa bir süre sonra silahlı devrim hazırlamak suçundan tutuklanır ve idama mahkum edilir. 29 Ağustos 1966 da davası yolunda şehit edilir ve mezarı tıpkı Bedüzzaman’ın mezarı gibi saklanır. Halen bir çok topluma yön veren Fizilal-il Kuran’ın büyük bir bölümü bu hapis hayatında yazılmıştır.

O nun değimiyle: On beş yıl Şehid olmak için çalıştım.

Bilindiği gibi Seyyid Kutub doktora çalışmalarından sonra profesör olmuştur ama ben onu hiç bu unvan ile anmadım çünkü O na en fazla yakışan unvan Şehid idi. O hiç ölmeyecek bir dava adamıydı, O yüreklere seslenen, şahit ve Şehid Seyid Kutub’tu. O nu O nun yerinde olmak isteğiyle gıpta ile anıyoruz.

“fecr” grup

Make a Comment

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Liked it here?
Why not try sites on the blogroll...

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.